İstisna Rejimi
İstisna Rejimi
Emperyalist Kapitalizmin Çürüme Mantığı
21. yüzyıl kapitalizmi, Lenin’in emperyalizm çözümlemesinde işaret ettiği tarihsel aşamaya uygun biçimde, serbest rekabetçi bir sistem olmaktan çoktan çıkmış; finans-kapitalin, tekelci sermayenin ve bunlarla kaynaşmış devlet aygıtlarının belirleyici olduğu bir egemenlik formuna evrilmiştir. Bu aşamada kapitalist iktidar, yalnızca artı-değer sömürüsü üzerinden değil; sınıf egemenliğini süreklileştirmek için üretilen istisna rejimleri, kurumsallaşmış cezasızlık alanları ve çıplak zor aracılığıyla yeniden üretilmektedir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, münferit sapmaların ya da bireysel “ahlâki çöküşlerin” toplamı değildir. Aksine bu tablo, emperyalist-kapitalist düzenin tarihsel tıkanmasının siyasal, hukuksal ve ideolojik düzeylerde aldığı özgül biçimlerin bütünüdür. Egemen sınıflar açısından sorun artık yalnızca yönetmek değil; çözülen rızanın yerine hangi araçlarla tahakküm kurulacağıdır. Bu nedenle istisna, geçici bir kriz refleksi olmaktan çıkmış; yönetimin asli mantığı hâline gelmiştir.
Jeffrey Epstein dosyaları bu bağlamda bir “skandal”dan ziyade, sistemin olağan işleyişini açığa vuran yoğunlaştırılmış bir semptom işlevi görmektedir. Küresel ölçekte finans-kapital oligarşisiyle iç içe geçmiş siyasal elitler, devlet gücünü hukukun askıya alınabildiği sınıfsal dokunulmazlık alanları yaratmak için seferber edebilmektedir. Burada hukuksuzluk bir istisna değil; bilinçli ve sistematik bir sınıf pratiğidir.
Faillerin anonimleştirilip mağdurların teşhir edilmesi; delillerin parçalanıp sorumluluğun buharlaştırılması, tesadüfi adli kusurlar değildir. Bunlar, sınıf egemenliğinin hukuki-teknik araçlarla yeniden üretiminin parçasıdır. Devlet, burada bir kez daha, egemen sınıfın ortak işlerini yürüten örgütlü bir zor aygıtı olarak işlev görmektedir. Kapitalizm bu evrede yalnızca eşitsizlik değil; ahlaki nihilizm, siyasal yozlaşma ve toplumsal çözülme üretmektedir.
Hegemonya Krizi ve Rızanın Çözülüşü
Kapitalist egemenlik tarihsel olarak yalnızca zorla değil, rıza üretimi aracılığıyla da sürdürülmüştür. Ancak geç kapitalizm koşullarında bu rıza mekanizmaları derin bir çözülme yaşamaktadır. Neoliberal ideolojik vaatler tükenmiş, sınıfsal uçurumlar gizlenemez hâle gelmiş, burjuva demokrasisinin temsil kurumları içeriksiz kabuklara dönüşmüştür.
Bu koşullarda rıza, egemen sınıflar açısından istikrarlı bir yönetim tekniği olmaktan çıkmış; yerini istisnaya dayalı yönetim biçimleri almıştır. Hukuk, evrensel ve bağlayıcı bir norm olmaktan uzaklaşarak, sınıfsal konuma göre uygulanan ya da askıya alınan bir araca dönüşür. Oligarşik bloklar için fiili dokunulmazlık alanları yaratılırken, emekçi sınıflar ve ezilen toplumsal kesimler sürekli bir denetim ve bastırma rejimine tabi kılınır.
Epstein dosyalarının açığa çıkardığı tablo, bireysel suçların ötesinde, cezasızlığın kurumsallaşmış bir yönetim tekniği hâline geldiğini göstermektedir. Teşhirin kendisi bile, çoğu zaman sistemin sürekliliğine hizmet eden kontrollü bir gösteriye dönüştürülmektedir.
Devlet, Oligarşi ve Sınıf İktidarı
Bu düzlemde devlet, tarafsız ya da toplumun tümünü temsil eden bir yapı olarak ele alınamaz. Emperyalizm çağında devlet aygıtı, finans-kapital oligarşisinin çıkarları doğrultusunda işleyen; hukuku gerektiğinde esneten, gerektiğinde askıya alan bir mekanizma hâline gelmiştir. Epstein vakasında mağdurların görünür, faillerin ise sis perdesi ardında kalması, kişisel nüfuz ilişkilerinin değil; burjuva devletinin sınıfsal karakterinin sonucudur.
Siyasal figürlerin ve sermaye temsilcilerinin cezasızlığı, bireysel güç oyunlarıyla açıklanamaz. Bu durum, kriz koşullarında burjuvazinin başvurduğu olağan bir yönetim tekniğidir. Hukukun askıya alınabilirliği, istisna olmaktan çıkmış; sınıf iktidarının kalıcı bir formuna dönüşmüştür.
İstisna Hâlinin Kalıcılaşması
İstisna hâli artık geçici bir olağanüstülük değil, kapitalist yönetimin normalleşmiş biçimidir. Hukuk bütünüyle ortadan kaldırılmaz; askıya alınabilirliği üzerinden işlevselleştirilir. Böylece egemen sınıf, kendisini hukukun hem içinde hem de dışında konumlandırabilme kapasitesi kazanır.
Epstein’a atfedilen kapalı mekânlar, adalar ve elit ilişki ağları, bu istisna rejiminin mekânsal ve sınıfsal yoğunlaşma noktalarıdır. Ancak bu yoğunlaşmalar istisnai değil; aynı mantık savaş alanlarında, mülteci kamplarında ve yoksullaştırılmış emek havzalarında da işlemektedir.
Tarihsel seyir açıktır:1990’lar. Finansallaşma ve tekelci sermayenin siyasal iktidarla kaynaşması2000’ler. Ulusötesi oligarşik ağların kurumsallaşması2010’lar. Skandalların görünürleşmesi ve cezasızlığın normalleşmesi2020’ler. Çoklu krizler, ahlaki nihilizm ve istisna rejiminin kalıcılaşması
Bu kronoloji, kapitalizmin krizlerini çözemediğini; onları yalnızca yönetilebilir ve bastırılabilir biçimlere soktuğunu göstermektedir.
Türkiye. Bağımlı Kapitalizm Koşullarında İstisna Rejimi
Türkiye’de istisna rejimi, emperyalist kapitalizme bağımlı eklemlenmenin özgül koşulları içinde yapısal bir nitelik kazanmıştır. Devlet, sermaye fraksiyonları ve gayri-resmî güç ağları arasındaki ilişkiler, hukukun evrensel bir norm olarak değil; sınıfsal konuma göre askıya alınabilen bir araç olarak işlediği bir yönetim pratiği üretmektedir. Bu nedenle istisna, belirli kriz anlarına özgü geçici bir uygulama değil; Türkiye kapitalizminin süreklilik arz eden egemenlik biçimlerinden biridir.
Bağımlı kapitalist yapıda devlet, hem yerli sermayenin hem de emperyalist merkezlerle kurulan çıkar ilişkilerinin iç siyasetteki taşıyıcısıdır. Bu durum, cezasızlık mekanizmalarının genişlemesine ve istisnanın toplumsal alanın farklı katmanlarına yayılmasına yol açar. Siyasal, bürokratik ve ideolojik aygıtlar arasındaki geçirgenlik, suçun bireysel olmaktan çıkarak kurumsal bir karakter kazanmasını mümkün kılar.
Kapalı istismar alanlarının uzun süre korunabilmesi, faillerin görünmez kılınması ve mağdurların yalnızlaştırılması, bu sınıfsal sürekliliğin somut göstergeleridir. Erkek egemen kapitalist düzen, tahakkümünü en savunmasız bedenler üzerinden yeniden üretirken, hukuku egemenler için bir kalkan; ezilenler için ise sürekli bir tehdit aracına dönüştürür. Bu tablo, yerel bir yozlaşma değil; küresel emperyalist istisna rejiminin bağımlı bir halkadaki daha yoğun ve çıplak tezahürüdür.
Liberal Muhalefetin Sınırları
Emperyalist merkezlerde ve çevre ülkelerde üretilen liberal muhalefet biçimleri, sistemle olan maddi ve kurumsal bağlarını koparmadığı sürece bu çürümenin dışına çıkamaz. Sorun bireysel niyetlerde değil; liberal muhalefetin sınıfsal konumlanışında ve ideolojik sınırlarında yatmaktadır. Sistemi “ahlaki bozulma” olarak tanımlayan her yaklaşım, kaçınılmaz olarak bu düzenin yeniden üretimine hizmet eder.
Ahlâk söylemi, sınıf ilişkilerinden koparıldığında, egemenler için ideolojik bir örtü işlevi görür.
Sonuç. Devrimci Kopuşun Zorunluluğu
Epstein vakası ve benzeri olgular, birkaç “ahlaksız” bireyin hikâyesi değildir; emperyalist-kapitalist oligarşinin tarihsel olarak tükenmiş düzeninin ürünleridir. Bu sistem yalnızca sömürmez; hukuku askıya alır, bedenleri metalaştırır, cezasızlığı kurumsallaştırır ve ahlaki nihilizmi bir iktidar tekniği hâline getirir. Yapısal çürüme artık gizlenemez durumdadır.
Görev, bu çürümeyi teşhir etmekle sınırlı olamaz. Asıl mesele, onu üreten sınıf iktidarını devrimci biçimde ortadan kaldırmaktır. Tarihsel seçenek açıktır:Emperyalist barbarlıkla birlikte derinleşen çürüme
ya da örgütlü, bilinçli ve devrimci bir kopuş.







253526889.webp)
250235831.webp)




251934370.webp)





243429794.webp)
241725935.webp)











240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)































