İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti
İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti
Bir siyasal düzeni anlamak için bazen anayasalara, kurumlara ya da seçim sistemlerine bakmak yeterli değildir. Bir rejimin gerçek karakteri çoğu zaman kamusal dilinde açığa çıkar. Siyasetin tonu, kamusal tartışmanın seviyesi ve siyasal aktörlerin davranış biçimleri bir toplumun siyasal düzeni hakkında anayasa metinlerinden çok daha fazla şey söyler.
Bugün Türkiye’de kamusal alan giderek daha kaba, daha gürültülü ve daha saldırgan bir dile teslim olmuş durumda. Politik tartışmalar ekonomik programlar, toplumsal ihtiyaçlar ya da kamusal politikalar etrafında yürümüyor. Onların yerini televizyon polemikleri, sosyal medya linçleri, kişisel hakaretler ve bitmek bilmeyen kriz anlatıları almış durumda.
Bu tablo yalnızca siyasal kültürdeki bir gerilemenin sonucu değildir. Aynı zamanda Türkiye’de iktidarın nasıl işlediğini gösteren açık bir işarettir. Kamusal alanın bir gürültü sahnesine dönüşmesi güçlü bir devletin değil, meşruiyet üretmekte zorlanan bir iktidarın belirtisidir. Gürültü çoğu zaman gücün değil, güç kaybının dilidir.
Krizle Yönetilen Siyaset
Türkiye’de son yirmi yılda kurulan siyasal düzen yalnızca seçimlerle açıklanabilecek bir yapı değildir. Aynı zamanda belirli bir sermaye birikim modeline dayanan bir yönetim düzenidir.
Türkiye ekonomisinin temel yapısı uzun süredir değişmiyor: borçla büyüme, düşük ücretlere dayalı rekabet, kamu kaynaklarının belirli sermaye gruplarına aktarılması ve kronik enflasyon. Bu model üretken yatırımlardan çok finansal genişleme, büyük altyapı projeleri ve ucuz emek üzerine kurulu bir sermaye birikim rejimi yaratmıştır.
Bu model istikrar üretmez; kırılganlık üretir.
Bu nedenle kriz çoğu zaman yalnızca bir başarısızlık değil, aynı zamanda bir yönetim aracıdır. Ekonomik dalgalanmalar, dış politika gerilimleri, güvenlik söylemleri ve kültürel çatışmalar siyasal gündemin kalıcı unsurları haline getirilir. Böylece siyasal tartışmanın ekseni sürekli değiştirilir.
Bu mekanizmanın temel işlevi toplumsal mobilizasyonu canlı tutmak ve ekonomik ile sınıfsal çelişkilerin görünürlüğünü bastırmaktır. Gelir dağılımındaki uçurum, emek gelirlerinin erimesi, güvencesiz çalışma biçimlerinin yayılması ve kamu kaynaklarının dar bir sermaye çevresine aktarılması bu gürültünün içinde görünmez hâle gelir.
Böylece siyaset çözüm üretme alanı olmaktan çıkar ve sürekli kriz yönetimine indirgenir.
Devletin Sınıfsal Yeniden Yapılanması
Modern devlet çoğu zaman tarafsız bir yönetim aygıtı gibi sunulur. Oysa kapitalist toplumlarda devlet hiçbir zaman sınıflar üstü bir kurum olmamıştır. Devlet, büyük ölçüde sermaye birikim sürecinin siyasal örgütlenme biçimidir.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan dönüşüm bu açıdan yalnızca bir “kurumsal zayıflama” meselesi değildir. Daha çok devlet aygıtının belirli ekonomik çıkarlar etrafında yeniden yapılandırılmasıdır.
Ekonomik karar alma süreçleri giderek dar bir siyasal merkezde toplanırken kamu kaynaklarının dağıtımı, büyük altyapı projeleri ve ihale mekanizmaları belirli sermaye grupları için stratejik bir birikim alanına dönüşmüştür. Bu süreçte bürokrasi yalnızca zayıflamaz; aynı zamanda siyasal sadakat ilişkileri üzerinden yeniden şekillenir.
Sonuç olarak üç önemli dönüşüm ortaya çıkar.
Karar alma süreçleri daralır.
Kurumsal mekanizmalar yürütme merkezinde yoğunlaşır.
Devlet aygıtı giderek belirli sermaye çıkarlarının aracı hâline gelir.
Bu nedenle sorun yalnızca devlet kapasitesinin zayıflaması değildir. Asıl sorun, devletin toplumsal çıkarları temsil eden bir yönetim aygıtı olmaktan uzaklaşıp dar bir iktidar ve sermaye ittifakının siyasal aracı hâline gelmesidir.
Devlet bu süreçte güçlenmez.
Devlet sınıfsal olarak daralır.
İdeolojik Sis Perdesi
Hiçbir iktidar yalnızca zor aygıtlarıyla ayakta kalmaz. Her siyasal düzen aynı zamanda bir ideolojik dünya üretir. Eğitim sistemi, medya ve kültürel kurumlar bu ideolojik üretimin başlıca araçlarıdır.
Türkiye’de eğitim politikaları uzun süredir pedagojik tartışmaların ötesine geçmiş durumdadır. Müfredat değişiklikleri, tarih anlatısının yeniden yazılması ve “değerler eğitimi” gibi başlıklar ideolojik yeniden kurulumun parçalarıdır.
Bu ideolojik çerçevenin temel unsurları sürekli tehdit söylemi, kültürel kutuplaşma ve romantize edilmiş tarih anlatılarıdır.
Bu söylem toplumsal gerçekliğin en sert boyutunu görünmez hâle getirir: sınıf ilişkilerini. Yoksulluğu, güvencesizliği ve servet transferlerini konuşmak yerine toplum kültürel çatışmaların içine sürüklenir.
Böylece siyasal tartışma gerçek sorunlardan sistemli biçimde uzaklaştırılır.
Siyasetin Gösteriye Dönüşmesi
Kurumsal siyaset zayıfladığında siyasal meşruiyet giderek performans üzerinden üretilir. Bu noktada siyaset politika üretme alanı olmaktan çıkar ve bir sahneye dönüşür.
Bu sahnede yükselen aktörler çoğu zaman devlet adamı değil, televizyon polemiklerinin, sosyal medya kavgalarının ve hamasi retoriğin figürleridir.
Programların yerini sloganlar alır.
Tartışmanın yerini hakaret alır.
Politikanın yerini performans alır.
Siyaset giderek bir gösteri ekonomisine dönüşür. Bu gösterinin temel hammaddesi ise krizdir.
Küresel Sahnedeki Soytarılar
Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Kapitalizmin kriz dönemlerinde siyaset giderek daha fazla kişisel iktidar mücadelelerinin arenasına dönüşür.
Bugünün dünyasında bunun sayısız örneği vardır. Kişisel liderlik kültleri, sürekli kriz söylemleri ve kutuplaştırıcı politikalar birçok ülkede siyasal hayatın merkezine yerleşmiştir.
Bu figürler yalnızca bireysel karakterlerin ürünü değildir. Onları sahneye çıkaran şey küresel kapitalizmin derinleşen krizidir. Sistem istikrarsızlaştıkça siyaset rasyonel yönetim alanından uzaklaşır ve giderek kişisel iktidar mücadelelerinin sahnesine dönüşür.
Soytarılar tam da bu ortamda yükselir.
Türkiye’de Uzayan Siyasal Yorgunluk
Türkiye’de mevcut iktidar uzun süre güçlü bir toplumsal mobilizasyon kapasitesine dayanarak varlığını sürdürdü. Ancak mobilizasyon sonsuz değildir.
Ekonomik kriz derinleştikçe, hayat pahalılığı kalıcı hâle geldikçe ve emek gelirleri eridikçe siyasal söylemin tekrarları giderek daha az ikna edici hâle gelir.
Bu noktada siyasal sistemler genellikle iki yoldan birine yönelir: kurumsal dönüşüm ya da kontrol mekanizmalarının sertleşmesi.
Türkiye’de son yıllarda tercih edilen yol ikinci yöndedir. Ancak tarihsel deneyim açık bir gerçeği tekrar tekrar göstermiştir: baskı meşruiyet üretmez. En fazla zamanı uzatır.
Gürültünün Ardındaki Gerçek
Bugün Türkiye’de siyasal alan giderek daha fazla polemik, daha fazla kriz ve daha fazla gürültü üretmektedir.
Bu tablo güçlü bir siyasal düzenin değil, yıpranan bir iktidarın işaretidir. Çünkü siyaset gerçek sorunları çözme kapasitesini kaybettikçe gürültü artar.
Tarihin bazı dönemlerinde trajediyi kahramanlar değil, soytarılar oynar.
Ama asıl soru her zaman aynıdır: Bu soytarıları sahneye çıkaran nasıl bir düzendir?
Cevap basittir, krize girmiş bir düzen.
Ve tarih bize şunu öğretir: krize girmiş düzenler en çok gürültü çıkardıkları dönemlerde bile güçlü değildir. Tam tersine, çoğu zaman tam da o anda çözülmeye başlamışlardır.
Ancak hiçbir düzen kendi kendine ortadan kalkmaz. Kriz yalnızca çözülmenin değil, aynı zamanda yeni bir siyasal olasılığın da momentidir. Eğer toplumsal muhalefet bu momenti örgütlü bir sınıf siyasetine dönüştürebilirse, gürültünün ardında gizlenen gerçek ilk kez görünür hâle gelir: sorunun kaynağı yalnızca bir iktidar değil, onu üreten toplumsal düzendir.
Toplumsal düzenler değişmez değildir. Onlar insanlar tarafından kurulurlar ve yine insanlar tarafından değiştirilebilirler. Gürültünün arkasında bastırılmaya çalışılan gerçek de tam olarak budur. Krize girmiş bir düzenin sınırları görünür hâle geldiğinde, aynı anda başka bir siyasal ve toplumsal düzenin ihtimali de ortaya çıkar.
Tarihin bütün kırılma anlarında olduğu gibi, mesele bu ihtimalin ortaya çıkıp çıkmayacağı değildir. Mesele, o ihtimali kimin örgütleyeceğidir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

263416437.webp)


262212379.webp)









253526889.webp)
250235831.webp)






243429794.webp)
241725935.webp)











240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)





251934370.webp)





























